ısparta tablet tamiri

Ali YALÇIN Biyografi

KİTABI (KUR'AN'I) ARKAYA ATMAK

Yüce  Tanrı'nın Muhammed Peygamber aracılığıyla gönderdiği Kur'an, ayrıntılandırılmış ve kolay anlaşılan bir kitaptır. Bilgice her düzeydeki insanın kolayca anlayabileceği ayetleri vardır. Okumaya başladıktan sonra bilgisi derinleşmiş olanlara da tüm ayrıntılarıyla seslenmektedir. Kur'an'ın anlaşılmasının önüne yığılan engelleri Sayın Yaşar Nuri Öztürk'ün DEİZM kitabındaki akıcı anlatımıyla sizlere sunuyorum:

 

İlham şeytanlığıyla vahyi dışlayanların yaptıkları, tanrısal beyyineleri toplayan kitabı etkisiz kılmaktır. Kur'an buna 'kitabı arkaya atmak' diyor. Tabir, Kur'an'ındır ve Yahudi dinciliğinin oyunlarından birini nitelemek için kullanılmıştır.

 

"Allah katından kendilerine, ellerinde bulunanı tasdikleyici bir resul geldiğinde, kitap verilenlerden bir fırka, Allah'ın kitabını, hiç bilmiyorlarmış gibi kaldırıp arkalarına attılar." (Bakara, 10)

 

"Allah, kendilerine kitap verilenlerden şu yolda misak almıştı: 'Onu insanlara mutlaka açık seçik bildireceksiniz, onu saklamayacaksınız.' Ama onlar kitabı sırtlarının gerisine attılar, basit bir ücret karşılığı onu sattılar. Ne kötü şey satın alıyorlar!" (Ali İmran, 187)

 

Muhammedi dönemde bu 'arkaya atma', kitabın sayfa ve lafızlarını hayatın içinde tutup hükümlerini dışlamak şeklinde belirginleşti. Kur'an bunu, tebliğcisi olan Hz. Muhammed'in ağzından bir şikayet olarak ifadeye koymuştur:

 

"Resul de şöyle der: 'Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur'an'ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular." (Furkan, 30)

 

Din uleması yaftasıyla dincilik yapanlar Allah'ın kitabını neden arkaya atar, devre dışı bırakır? Dinler tarihini iyi tetkik edenler bu sorunun cevabını bulmakta zorluk çekmezler.

 

"İsrailoğulları dinde fazladan haram ve yasaklar koyma işini çıkarları için yapıyorlardı. Şöyle ki, Tevrat herkesin elinde bulunan bir kitaptı. Ulema, Tevrat'ta olmayan birtakım yasaklar uydurdular. Sıradan insanlar Tevrat'a bakıp bu yasakları göremiyorlar ve doğruca bu bilginlere gidiyorlardı. Onlar da 'Siz kitabı tek başınıza anlayamazsınız, kitap dışında sizin bilmeyip bizim bildiğimiz hükümler var; onları ancak bizden öğrenebilirsiniz' diyorlardı. Böylelikle halk, helal ve haramı doğrudan kitaptan öğrenme yerine hahamlardan öğrenmek zorunda bırakıldı. Din adamları sınıfı bu işten hayli para kazanıyordu. Onun için de insanlara kitabı öğretme yerine onları ikinci, üçüncü sınıf bilgilerle oyalama yoluna gidiyorlardı. Tabii böylece Tevrat'ı bilen insanların sayısı azalıyordu. Giderek hahamların tekeline giren Tevrat'ı tahrif etmek hiç de zor olmuyordu. Nasıl olsa halk kitabı bilmiyordu. Bu sebepten olacak ki Allah Kur'an'da ilkeyi net ve berrak bir biçimde koymuştur:

 

"Zorda kalışınız dışında üzerinize haram kıldığı şeyleri bizzat kendisi size ayrıntılı olarak açıklamıştır. Birçokları ilimsiz bir biçimde kendi keyiflerine uyarak halkı şaşırtıyorlar. Hiç kuşkusuz, senin Rabbin sınır tanımaz azgınları çok iyi bilmektedir." (En'am, 119)

 

"Şeriatların temel amaçlarından biri olan 'Eşyada aslolan mubahlıktır' ilkesi, giyecek, yiyecek, resim, müzik, beşeri ilişkiler konularında askıya alınarak, dinin koymadığı bir yığın yasak İslam adına insanlara dayatılıyor. Bu durum, daha önce İsrailoğulları'nın başından geçen bir sapmanın Müslüman ümmetteki karşılığı olsa gerek." (Mustafa İslamoğlu, Yahudileşme Temayülü, 210)

 

Müslüman dünyanın dincileri, Tevrat'ı hayatın dışına iten Yahudi dincilerinden daha kurnaz ve tahripkar çıktılar. Çünkü bu ikinci dönem dincileri, kitabı dışlamak, halkla tanrısal kitabın arasını açmak için bir değil, birkaç tedbir almışlardır. Bunların en şeytani söylemleri şunlardır:

 

İddia: "Kur'an'ı Arapçasından okumayanlar sevap alamaz, hatim indirmiş olamaz."

 

Bu dincilik iblislerine göre, Kur'an okumaktan maksat Kur'an'ın lafızlarını Arapça okuyup sevap almaktır, mana önemli değildir. Oysaki Kur'an bunun tam aksini söylemektedir. Kur'an'ın beyanına göre, Kur'an okumak tedebbürdür yani anlamı düşünmek, anlam üzerinde kafa yormak. Ne dediğini anlamadan lafızları okumak yani telaffuz, tedebbüre asla yaramaz. Teleaffuz eden de sevap alsın, buna itiraz eden yok. Bu, leziz ve berrak bir akarsuya bakarak duygulanmaya benzer. Müslümanların elbette ki, böyle bir duygulanma hakları da vardır. Ama mesele sadece bu kadar değildir; suyu içmek gerekmektedir. Suyu içmek tedebbürle olur. Kur'an bunu istiyor. Duygu tatmininden ibaret telaffuzu her şey gibi lanse ederek asıl maksat olan tedebbürü engelleme cinayetinin hesabını haham bozuntusu sarıklı iblisler nasıl verecekler?!

 

Kur'an hiçbir yerde, kendisinin telaffuzundan söz etmez; sürekli tedebbüre atıf yapar. Dinci namertler ise sürekli telaffuz derler. Bilirler ki, halk telaffuza mahkum hale gelince onlara mahkum olacaktır. Halkı Allah ile aldatarak soymanın yolu da bu mahkumiyetten geçer. Sadece telaffuza dayalı kalmış bir okuyuşa Kur'an 'ümniye'  diyor ve ümniyeye bel bağlamanın şeytana bağlanmak olduğunu açıkça bildiriyor. İşte bunun içindir ki biz, Kur'an'ın tedebbüründen halkı uzaklaştıran dincileri 'insan suretinde iblisler' olarak görmekteyiz.

 

İddia: "Kur'an'ın anlamı ulemanın işidir, halk bu işe karışmamalıdır."

 

Bu da bir dincilik bühtanıdır. Kur'an, Allah'ın insana hitabı ve kitabıdır. Muhatap, insandır, din sınıfı veya din uleması değil. Muhatap, kelamın sahibinin iradesini anlamak için kitabı mutlaka tedebbür etmeli yani anladığı dilde okumalıdır: Arapça biliyorsa Arapça orijinalinden, bilmiyorsa tercümesinden. Ve o tercümeyle, ibadetini de yapabilmelidir. İslam iman ve irfanının büyük vicdanı İmamı Azam'ın (ölm. 150/767) tarih önündeki ihtişamı işte bu hakikati insanlığa ilk açıklayan bilgin olmasındadır. Aynı şeyin Batı'da Luther (ölm. 1546) tarafından dile getirilişi İmamı Azam'dan sekiz yüz yıl sonradır.

 

İddia: "Kur'an mücmel ve müşkil bir kitaptır, ulema dışındakiler bu mücmel ve müşkilleri çözerek Kur'an'dan yararlanamaz."

 

Dinci iftiraların en büyüklerinden biri de budur. Kur'an kendisinin mücmel veya müşkil olduğundan değil açıkça, ima yoluyla bile söz etmez. Tam tersine, defalarca ve evire çevire kendisinin kolay, mufassal bir kitap olduğunu dile getirir. Şu Kur'an'sal beyanlar, dincilik müfterilerinin vicdanlarını sızlatmalıdır:

 

"Allah size kitabı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma.  Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet ve kişi yoktur." (En'am, 114-115)

 

Yeminli bir ifadeyle söz söyleyen aşağıdaki ayet, taşıdığı anlama yüklenen önem sebebiyledir ki, aynı surede dört kez tekrarlanmıştır. Bu ayet, Kur'an'ın mücmel, müşkil ve muğlak olduğunu iddia eden ruhsuz ve ufuksuzların suratına inen bir tokat gibidir:

 

"Yemin olsun ki, biz, Kur'an'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?" (Kamer, 17, 22, 32, 40)

 

İddia: "Kur'an'ın tercümesiyle ibadet edilemez, namaz kılınamaz. Arapçayı okursa yanlış da okusa olur, tercümeyi okuduğunda ise doğru da okusa olmaz."

 

İmamı Azam ve ona izafe edilen Hanefi mezhebini biraz inceleyenler, İslam fıkhının babası sayılan bu büyük imamın, bu dinci bühtanın tam tersini fetvaya bağladığını göreceklerdir. Bu konuda bizim Ana Dilde İbadet adlı eserimizi önemle tavsiye ederiz.

 

İddia: "Din, Kur'an'dan öğrenilemez (haşa), ilmihal kitaplarından öğrenilir. O kitaplardakilerle ilgili soruları ise ancak biz cevaplarız."

 

Din Kur'an'dan öğrenilemez demek, birkaç başlı bir şirk bühtanıdır. Bu bühtan, Allah'ı gereğince söz söyleyememekle itham olduğu gibi, Allah'ın eksik bıraktıklarını birilerinin tamamlayacağını da iddiadır. Kısacası, vahim bir şirk söylemidir. Kur'an, baştan başa bu şirk söyleminin aksini öğretmektedir. Bu şirk söylemini asırlarca ümmetin vicdan ve aklına musallat eden sarıklı engizisyon zebanilerinin kıldıkları namazlar, işledikleri bu cinayetin faturasını ödemeye asla yetmeyecektir.

 

İddia: "Halkın dinini bizden öğrenmek dışında hiçbir çaresi yoktur. Bunun aksini söyleyenler reformcu, zındık dinsiz takımıdır. Bu takımı dinleyenler cehenneme gider.

 

Allah'ın, Yahudi hahamları için söyledikleri doğru ise dinciliğin bu ithamlarının esas muhatabı ve sahibi bizzat dincilerdir. Çünkü dini yozlaştıranlar yani deformasyona tabi tutanlar onlardır. Onların pisliklerini temizlemek için didinen ilim ve fikir öncülerine verilecek sıfat ise şu iki kelimeden oluşabilir: Müceddit-müçtehit.

 

Baştan sona imansızlık ve idraksizlik belgesi olan yukarıki dincilik iddiaları, tarih boyunca bu şekilde öne çıkarılmıştır ve çıkarılmaya devam edilmektedir. Dincilik, işte bu iddiaları din diye dayatan namertliğin namıdiğeridir. Bu namertliğin prototipi, mimarı, öncüsü Yahudi din ulemasıdır; onların tarih içinde en itaatkar takipçisi ise Muhammed ümmetinin dincileridir.

 

(Yaşar Nuri Öztürk, Tanrı, Akıl ve Ahlaktan Başka Kutsal Tanımayan İnanç DEİZM (Teofilozofik Bir Tahlil), 271)

 

 

 Aşağıda vereceğim ayet, aklını işletenlere Kur'an'ın 'tertil' üzere okunması gerektiğini açıkça bildirmektedir. Tertil anlaşılırsa Kur'an'ın hangi dilde okunması gerektiği de anlaşılacaktır.

 

"ve de sonra; ve oku Kur'an'ı sindire sindire4" (Müzzemmil, 4)

4 Tertil: Kur'an'da sadece iki yerde kullanılır (diğeri 40/Furkan: 32) İkisi de vahyi anlama ve hayata aktarma bağlamında gelir. Tertil, tebyin ve tefrik ile açıklanır. Bir şeyin "intizam" ve "istikametine" delalet eder. Hz. Aişe'nin tarifine göre tertil, eğer biri harfleri saymak istese, sayabileceği kadar ağır okumaktır. Mufassal sureleri (Kaf-Nas arası) bir gecede okuduğunu söyleyen birine İbn Mes'ud "Desene şiir döktürür gibi döktürmüşsün" diye cevap verir (İbn Aşur). Kur'an'ın Mushaf'a indirgenmesi gibi, tertil tecvide, tecvid telaffuza, kıraat ses sanatına indirgenmiştir. Tertil emrinin amacı, vahyin manalarının akleden kalbe iyice hakkedilmesidir (40/Furkan: 32) İsra 106, başkasına aktarırken de ağır ağır okumayı emreder. Bundan 7 yy. önce yaşamış büyük müfessir Kurtubi (ö. 1273) dahi tertilin yerini sadece güzel sesle okumanın almasından şikayet eder. 

 

(Mustafa İslamoğlu, Hayat Kitabı KUR'AN Gerekçeli Meal-Tefsir, 11)

 

Yorumlar0
Onay Bekleyenler0

Okuyucu Yorumları

Ali YALÇIN Diğer Yazıları

REENKARNASYON. YENİDEN DOĞACAK MIYIZ? 25 Mart 2016 - 02:40
ÖNCE TÜRK MÜYÜZ, MÜSLÜMAN MI? 23 Ocak 2016 - 00:41
Peygamber EFENDİMİZ! 17 Kasım 2015 - 23:53
KİTABI (KUR'AN'I) ARKAYA ATMAK 28 Eylül 2015 - 01:46
UCUNDAN AZICIK MI? 24 Aralık 2014 - 00:01
NİZAM'ÜL MÜLK 24 Ekim 2014 - 18:20
İMAN VE MÜMİN 02 Ekim 2014 - 21:01
ÇIPLAK GELDİK… 14 Ağustos 2014 - 01:03
"Selam"ı Nasıl Yanıtlarsınız? 27 Haziran 2014 - 14:17
ORUÇLARI ERKEN Mİ AÇIYORUZ? 12 Haziran 2014 - 19:10
HIRSIZIN ELİ NASIL KESİLİR? 21 Mayıs 2014 - 15:02
ŞEHİT ALLAH’IN ADIDIR 22 Nisan 2014 - 23:51
TÜRKÇE “TANRI”, ARAPÇA “ALLAH”. 09 Nisan 2014 - 03:06
ISPARTA HABER
IISPARTA HABER